Sakaryalı Olmak ya da Ol(a)mamak… İş’te Bütün Mesele…

Dijital dünyanın etrafında şekillenen gündelik hayatlarımızda yerli olmanın ifade ettiği anlam oldukça çelişkiler ile dolu olsa da kendine Sakaryalıyım diyenleri görmek beni hala mutlu ediyor. Sakarya gibi nüfusun önemli bir bölümünün göçmen olduğu şehirlerde hemşehrilik mevzusu aslında daha derin analizler gerektiren bir durum. Sonuçta çoğumuz bu şehre farklı zaman dilimlerinde farklı bölge, ülke, şehirlerden göç etmiş insanlarız. Kimimiz daha önce geldik diye bu şehrin sahibi olacak/görecek değiliz kendimizi. Ne toprak ne doğa, ne ülke ne dünya tek başımıza sahiplenebileceğimiz olgular değil coğrafi perspektiften bakınca. Sahiplenme mevzusu, duygusu zaten başlı başına sorunlu bir mevzu bu dünya yaşamında. Coğrafyadan ziyade başka alanların konusuna girdiğinden bu sorunu ilgili bilimlere havale edip kendi yolumdan devam edeyim yazıma.

Sakarya’ya yeni gelenlere ilk sorulan sorulardan biridir, “Hangi Millettensin?” Ayrımcılık için sorulmazdı bu soru, bir merak unsuru ve zenginlik mevzusu olarak görülürdü eskilerde, çok eskimeyen eskilerde. Öğretmenliğe başladığım yıllarda birlikte görev yaptığımız bir öğretmen arkadaşım şehrimize atandığında “şanslısın tayinin bir manav köyüne çıktı” denilince günlerce manav aramış köyde. Birkaç gün sonra dayanamayıp köy kahvesinde sorup da öğrenmiş. Bir muhacir olarak, göçün Osmanlı zamanında olması ve Sakarya’dan başka bir memleket bilmediğimden olsa gerek, Sakaryalıyım olarak tanımladım hep kendimi. Köyüm Ferizli’ye, büyüdüğüm sokaklar ve caddeler Adapazarı ve Serdivan’a bağlı olsa da ve ben doğmadan çok önce il olduğundan (1954) Sakarya, Adapazarı ve Serdivan ile bağım göbekten, gönülden olsa da memleket ifadesine yansımamış kendileri.

İnsanların kaderleri yaşadıkları şehirlerin kaderleri ile de ilişkilidir ya hep Churchill “Şehirlerimize biz şekil veririz, ardından onlar bize şekil verir” sözü sarsılması öyle zor bir gerçek ki, 80’lerin, 90’ların Sakarya’sını bilenler ve yaşayanlar bu sözün değerini elbet çok daha iyi anlarlar. İlkokul çağındaki bir çoğunun geceleri Şeker Mahalle’den Yeni Camiye yürüyerek gezintiye çıkıp; aklına, başına hiçbir kötülük gelme kaygısı olmadan dolaşabilmesinin ne büyük bir lüks olduğunu bugün çok daha iyi anlıyor ve kavrıyorum.

17 Ağustos 1999 depremi büyük bir kırılma ve kıvrılma yarattı hayatlarımızda orası kesin. Özellikle deprem sonrası şehrimizin yeniden inşası sürecinde başlayan ve günümüzde başta sanayileşme ve turizm nedeni ile olmak üzere şehirde yabancıların çoğalması (bir tanıma göre şehir yabancıların yabancılarla karşılaştığı yerdir) şehrimizin büyümesi ve küreselleşmesi adına olumlu bir gösterge olmakla birlikte tarım alanları, su kaynakları, ormanları genel olarak doğası ile ön plana çıkan Sakarya’nın adeta işgal ediliyormuşçasına talan edilmesi sanırım tüm Sakaryalıları üzen, huzursuz eden bir durum olsa gerek.

Üzümün, ayvanın, şeker pancarının, kirazın, eriğin, kabağın, patatesin hemen hemen her çeşit meyve sebzenin hatta tahılların bile üretilebildiği bu zengin coğrafya gözümüzün önünde yok olup giderken zorunlu olarak sorumluluk sahibi olanların bile çoğu zaman derin bir sessizlik içinde oluşu biraz da mekânsal rantların tüm toplum tarafından kabul görmüş olması ile de ilgili. Tarlaların konut ve sanayi alanlarına, göl kıyılarının ve ormanların villalara, tatil köylerine, bungalovlara dönüşünden toplumun önemli bir kısmı da payını aldığından bu olumsuz gidişata dur demekten ziyade yeterince pay alamamaktan şikâyet edildiğini görüyor, duyuyoruz çoğunlukla.  

Ve iş’te Sakaryalı olmak ya da ol(a)mamak meselesi de bence tam bu noktada karşımıza çıkıyor. Son yıllarda şehrin yönetiminde söz sahibi olan kurumların yöneticilerine “Nerelisiniz” sorusuna sorduğumda “Sakaryalıyım” diyen az çıkar oldu. Coğrafyacı olduğumuz için ziyaretlerde harita götürdüğümüz bazı yöneticilerin ilk baktıkları yerin Sakarya değil de memleketleri oluşu da az biraz renk katıyor bu duruma. Hoş bir şehri sevmek orada doğmak büyümek, Sakaryalıyım demek ile de ilgili değil elbette. Benim ölçütüm koruma refleksleri ile ilgili. İnsan işi ve pozisyonu gereği çoğu şeyi, şehri, kişiyi över lakin koruma meselesi asıl sevgi ile ilişkili. Bu şehri nasıl koruduğu, kolladığı, güzelleştirmek için mi yoksa çirkinleştirmek için mi çalıştığı benim göstergelerim oluyor çoğunlukla. Koruma, kollama, iyileştirme güzelleştirme niyeti, çabası yoksa eğer Sakaryalı olmak, Sakaryalıyım demek de nafile elbette.

Şehrimizi koruyamadık ve de güzelleştiremiyoruz ya bu durumda seviyorum demek öyle zor geliyor ki bana. Lakin bu şehirde üç beş günlük yönetici olanların bile Sakarya’dan aşk’la, şevk’le bahsetmesi de oldukça ironik ve trajikomik görünüyor bu açıdan bakınca. Anım, olayım çok bu konularda insanlarla da ah iş’te cehennemin yolu bile iyi niyet taşları ile döşeniyor denilmiyor mu. Öyle iş’te… Baktığımda insan olarak kimse kötü de görünmüyor gözüme, gönlüme. Ama bazen Sakarya’yı ve Sakaryalıları sevmeyenlerin bu şehir hayatında söz sahibi olması ya da şehir ve şehir insanı hakkında karar veriyor oluşu da canımı sıkmıyor değil. Çeşitli işler ve projeler kapsamında kaç resmi kurumda bakalım bizden misin, değil misin diyen sözleri, tavırları, davranışları gördüğümde başka şehirden olan yöneticilerin dahi bunu söylemesi canımı yakmadı ama kendini Sakaryalı olarak tanımlayan, Sakarya sevdalısı olarak gören insanların bu şehir hakkındaki görüş ve eylemleri çok acıtıyor aklımı/canımı.

Chomsky’in entelektüel ve akademisyenler için söylediklerini şehirden sorumlu olanlara atfedecek şekilde değiştirecek olursam; evet dünya hayatı zor, herkes kazanmak, bilinmek, tanınmak hatta övülmek istiyor anlarım, olağan insani durumlar lakin siz kazanırken bu şehir kaybediyorsa Sakarya’yı seviyorum demeyin en azından… İstesem de inanamam ki… Gördüklerim, duyduklarım, anladıklarım, okuduklarım inanmaya bu denli istekli ve hevesli gönlümü ikna etmemin önünde setler örüyor, barajlar kuruyor. Lakin bilin ki gönlüm bu şehri iyileştirmeye, güzelleştirmeye niyetli herkese inanmaya hala çok istekli ve hevesli…

Sitemizde yazılan köşe yazılarından yazarı sorumludur. Herhangi bir istek ve şikayet için iletişim bölümümüzden bize ulaşabilirsiniz.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız Giriş