ELEKTRİĞİMİZ KESİLMESİN, ŞARJIMIZ BİTMESİN… SOMA’YI AN(LA)MA…

somamadenCumhuriyet tarihinin en elim facialarından biri yaşandı Soma’da. 17 Ağustos depremini yaşayan bir şehrin ferdi olarak acıyı anlayabiliyoruz ama yaşamak başka, bambaşka, hissedemiyoruz. O yüzdendir bolca edebildiğimiz kelam, zira depremden sonra lal olmuştu diller de saatlerce, günlerce konuşamamıştık. Televizyon ekranlarında, bol ışıklı avizeler altında saatlerce hd kalitesinde seyrettiğimiz yayınlardan anladığımız da Soma’da sessiz ve derin bir bekleyiş hakim, felaketten sağ kurtulanların derdi konuşmak değil yerin yüzlerce metre altında bıraktıkları arkadaşları. Aileler perişan; eşler dul, çocuklar yetim, anneler oğulsuz kaldı.

Alın teri, kömür karası ile birleşip mezar oldu yüzlerce maden işçisine ve biz bugün anladık ! madencilerin ne denli zor ne denli insanlık dışı şartlarda çalıştığına. Hem de üç kuruş paraya. Çokça malzeme yokmuş gibi anında siyasi mevzu/malzeme haline de getirerek gönlümüzün karasının Soma’nın kaderinden daha kara olduğunu da bu vesile ispat etmiş olduk.

Ne zaman aklanır ne zaman sorumlular bulunur bilmem amma vicdanları huzura erdirecek bir çalışma bir sonuç çıkması zor yakın zamanda. Nitekim güçlünün haklı, haklının suçlu olduğu; her ölümün kutsandığı şehadet mertebesine ulaştığı bir ülkede hak, hukuk, adalet, insanlık aramak beyhude çaba olsa gerek. Vurdumduymazlığın, plansızlığın, denetimsizliğin, kirli iş ve siyaset ilişkilerinin had safhalara ulaştığı, sorumluların bırakın ceza almasını ödüllendirildiği bir ülkede kutsanan bu ölümler istatistik olarak kalmaya mahkum olacak gibi. Daha yeni gündeme gelmiş bir meselenin üzerinden hemen sonra böyle bir facia meydana geliyorsa vicdanı sızlayan kaç vekilimiz var merak ediyorum. Zira hakkını, hukukunu vekil eden asıllar şimdi toprak altında. İster hükümet ister muhalefet olsun fark etmiyor partizanlığın geldiği nokta. Ne zaman normalleşir, mesele ve olaylara siyasi at gözlükleri, kararmış vicdanlarla bakmayı bırakırız onu da bilemiyorum ama giden canlar geri gelmez bu acılar kolay dinmez eminim bunu hepimiz iyi biliyoruz.

Peki meselenin özü ne? Cenaze evlerine ve ailelerine baktığımızda ilk göze çarpan fakirlik. Binlerce işçi hayatta kalma mücadelesini toprak altında veriyor. Ölmeden mezara giriyorlar aslında, bütün hepsi ve aileleri de farkında. Türkiye’nin başta tarım olmak üzere gelişmeye en müsait bölgelerinden birinde hayatların kömüre endekslemiş olması ne yaman çelişki böyle.

Diğer bir mesele Türkiye’nin enerji politikaları elbet. Hepimiz tutturmuşuz daha fazla enerji, daha fazla sanayi, daha fazla tüketim, daha fazla üretim. Kalkınmanın formülü sanmışız da onlarca yıl kömür madeninde çalışanların hikayesini dinleyince kızının düğünü için emekli olduktan sonra bile çalışan babanın, ev kredi borcu için madenden kurtarıldığı halde yeniden madene girmek zorunda hisseden abinin onlarca yıldır helal rızkını taştan çıkarırken kalkınamamasını nasıl açıklayacağız. Çalışan kim kazanan kim? Kalkınan kim kalkınamayan kim? Fakirlik baki mi, o da mı babadan oğula geçiyor saltanatlarda olduğu gibi.

Bu mesele ile paralel diğer bir mesele aslında enerji krizleri. Dünya ve Türkiye evet bu konuda diken üstünde. Herkes yeni enerji kaynakları bulma, işletme derdinde. Lakin Türkiye ve dünyada enerji israfı göz önüne alındığında ve bu aşırı tüketim alışkanlığının büyüyerek devam ettiği gerçeği karşısında ne HES’ler, ne Termik Santraller ne de Nükleer Santraller bu enerji açığını kapatmaya yetmeyecek. Başta kendimiz ve çocuklarımıza enerji ve su israfını azaltacak bilinci ve karakteri kazandırmaya mecburuz. Neden mecbur olduğumuzun en önemli delili olarak enerji üretimi için giden canları bilmem söylemeye gerek var mı ! Kaldı ki yine enerji üretimi için heba olan doğal kaynakları, ormanları, su kaynaklarını da hesaba kattığımızda, enerjinin ne kadar pahalı ama kullanımının ne kadar hoyratça olduğunu anlamamız zor olmasa gerek.

Işıklarla süslü şehirler, caddeler, evler… Geceleri yıldızları bile kıskandıracak derecede gökyüzünü aydınlatan şehirlere sahip olduğumuz için bari bugün övünmeyelim de utanalım. Mağazaların ve alışveriş merkezlerinin süslü neon ışıkları,evlerde ve fabrikalarda kaçak kullanılan elektrik, açık bırakılan lambalar, saatlerce açık tutulan televizyonlar, bilgisayarlar, cep telefonları vs. vs. şöyle bakın bir etrafınıza da ne kadar enerji israf ediyoruz farkına varın. Enerjinin ne kadar pahalı olduğunu öğrenmek istiyorsanız da SOMA’yı ANLAYIN…

Sitemizde yazılan köşe yazılarından yazarı sorumludur. Herhangi bir istek ve şikayet için iletişim bölümümüzden bize ulaşabilirsiniz.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız Giriş